Erzurum Kongresi
Mart 1919 tarihinde merkezi İstanbul’da bulunan Cemiyetin Erzurum
Şubesi Vilayât-ı Şarkîye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye/Doğu İllerinin
Haklarını Koruma adı ile kurulmuş ve Erzurum il kongresini toplamıştı.
Bu cemiyet, kendi adına olan etkinlikleri düzenlemek için Heyet-i
Faale/Faal-Aktif Heyet adında bir üst kurul oluşturmuştu. Bu kurulun,
Trabzon’daki kendi cemiyetleri ile aynı amaçlar için çalışan bir başka
teşkilatla temasa geçmesi sonucu Doğu illerini kapsayan bir kongrenin
toplanması kararlaştırılmıştı. Aynı dönemde Erzurum’a gelen Mustafa
Kemal bu kurulun yani Heyet-i Faale’nin başına geçirilmişti.Bu
çalışmaların paralelinde Erzurum Kongresi bir okul salonunda Bitlis, Erzurum, Sivas, Trabzon ve Van
vilayetlerinden gelen 56 delege ile toplanmıştır. Gelmesi gereken diğer
il temsilcileri çeşitli engellemeler yüzünden kongreye
katılamamışlardır. Mustafa Kemal
kongreye başkan seçilmiş ve kongre, çalışmalarını 7 Ağustos tarihine
kadar sürdürmüştür . Bu süre zarfında, Erzurum’da, özellikle
Trabzon’dan gelen temsilcilerin, biraz İngiliz sempatizanlığından,
biraz Prens Sabahattin
liberalizminden ve biraz da liman ticaretinin ortaya çıkardığı
burjuvazi anlayışından kaynaklanan alternatif program taslağı ile,
Amasya’da ortaya çıkmış olan askeri bürokratik merkezileştirici
formüller çatışmıştır. Bu çatışmayı Amasya grubu kazanmakla birlikte,
Trabzon ve diğer illerin baskısı ile, Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in, yerel mülkî amirlerin, yetki bölgelerinde faaliyette bulunan örgütlerin/Kuva-yı Milliye
örgütlerinin doğal başkanları sayılmaları önerisi kabul görmemiştir. Bu
olay aslında biraz ileride de değineceğimiz üzere Milli Mücadele’de
tabanın etkisini göstermesi bakımından önemlidir . Üstelik askeri ve
bürokratik ağırlıklı Amasya önderlik grubu ve önder/Mustafa Kemal,
Erzurum’da ilk defa olarak sivil tabanla buluşmuştur. Bunun sonucunda
hem Amasya grubu sivil meşruluk kazanmıştır, sivilleşmeye başlamıştır
hem de kongreye tek ve merkezi yönetim fikrini aşılamıştır . Erzurum
Kongresi’nin Kararlarına gelince,
Milli sınırlar içinde Vatan bir bütündür, ayrılık kabul etmez-1.Mad.
Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin çökmesi
halinde, millet birlik olarak yurdunu koruyacak ve kurtaracaktır-2.Mad.
Vatanın bağımsızlığını korumaya Osmanlı Hükümeti muktedir olamadığı
takdirde, gayeyi/amacı elde etmek için bir geçici hükümet kurulacak ve
bu hükümet heyeti, milli kongre tarafından seçilecektir. Eğer kongre
toplantı halinde değilse bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır-3.Mad.
Kuva-yı Milliyeyi amil/etkili ve millet iradesini hakim/egemen kılmak esastır-4.Mad.
Hıristiyan halka siyasi hakimiyet ve sosyal düzeni bozacak ayrıcalıklar verilemez-5.Mad.
Manda ve himaye kabul edilemez-6.Mad.(Aralık 1918 tarihinde
Vahdettin tarafından tatil edilen Osmanlı Parlamentosunun) Milli
Meclis’in derhal toplanması ve hükümet işlerinin bu yolda
denetlenmesini sağlamak için çalışılacaktır. Erzurum’da, ileri ki
yılların uygulamalarında da daima göz önünde tutulacak olan bu
kararları alan kongre, başkanlığını Mustafa Kemal’in yapacağı ve kongre
adına hareket edecek, kongrenin icracı kurulu olarak görebileceğimiz
dokuz kişilik Temsil Heyeti’ni seçtikten sonra dağılmıştır .
Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu’nun kaderini görüşmek üzere toplanmış
olsa da memleketin bütününü ilgilendiren meseleler hakkında karar
almıştır . Bu kongre, ulusallık eğilimlerini açıkça taşımış olmasına
karşın özellikle temsili niteliği açısından bölgeseldir, sadece Doğu ve
Kuzeydoğu illerini kapsamaktadır. Ayrıca bu kongre Mustafa Kemal’in ve
onun önderliğinin etkisi altında cereyan edecek ve bunun izlerini
taşıyacak olmakla beraber, yerel girişimlerin ürünü olarak ortaya
çıkmıştır . Fakat her şeye rağmen bu kongre ile Milli Mücadelenin
kayıtsız şartsız istiklale ve kayıtsız şartsız milli hakimiyete dayalı
programı netlik kazanmıştır. Kongrede vatan sınırları belirtilerek,
vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı ilan edilmekle,
emperyalistlere de Anadolu’nun, öz yurdun işgal edilemeyeceği
anlatılmak istenmiştir . Anadolu’ya da, yöresel direniş örgütlerinin
bir çatı altında birleştirilebileceğini, vatanseverlerin tek amaç
çevresinde toplanabileceğini göstermiştir. Bu yönüyle ilerleyen süreç
içinde Sivas Kongresi’nin toplanmasını da kolaylaştırmıştır . Son
olarak, Temsil Heyeti’nin, gerektiğinde bir hükümet olarak vazife
göreceği açıklanmakla Milli Devletin yürütme organı olma çabası,
Amasya’dan sonra daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmakta idi .
Erzurum Kongresi’ne, doğal olarak İstanbul Hükümeti ve İşgal
Kuvvetleri tepki göstermişler ve, Mustafa Kemal ile Rauf Bey’in
tutuklanarak İstanbul’a gönderilmelerini istemişlerdi. Oysa bu iş artık
o kadar kolay değildi. Artık Anadolu’da devletleşme eğilimleri başlamış
ve doğu illeri adına bir Temsil Heyeti oluşturulmuştu .
Erzurum Kongresi yetkilerini Temsil Heyeti’ne devrettikten sonra
dağılmış ve Mustafa Kemal de Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla Doğu
İlleri’nde Cemiyetin teşkilatını yaymak, kökleştirmek için çalışmalara
başlamıştı . Bununla birlikte Amasya Genelgesi’ne uygun olarak Milli Kongre’nin hazırlıklarını yapmak üzere 2 Eylül 1919’da Sivas’a gelmiştir .
Sivas Kongresi’nin
hazırlık çalışmaları yapılırken gerek kamuoyu gerekse temsilciler bazı
fikirler çerçevesinde çatışmalar ya da çelişkiler yaşamakta idi. Sivas
Kongresi’nin hemen öncesinde ya da kongre sıralarında etrafında
toplanılan ya da savunulan görüşleri şu şekilde toparlayabiliriz:
Bazıları tümden, Damat Ferit’in
görüşlerini paylaşıyorlar; bu Kongre’nin İngilizler başta olmak üzere
İtilaf/Anlaşma Devletlerini Osmanlılar’a karşı iyice olumsuz bir tavır
içine sokacağını ileri sürüyorlardı. Bazı vatanseverler ise böyle bir
girişimin hiçbir yararı olmayacağını düşünüyorlardı; veya bu kongreye
katılmaktan çekiniyorlardı. Bazı kesimlerde, 1919 yılı içinde
Anadolu’nun diğer bölgelerinde toplanmış olan yerel ya da bölgesel
kongreler tipinde bir değerlendirme ile Sivas Kongresi’ni de yerel bir
girişim olarak görüyorlardı. Bunların dışında, Kongre’ye taraftar
olanlar, hatta katılmak isteyenlerin seçimi veya seçildikten sonra
Sivas’a gönderilmeleri İstanbul tarafından her çeşit taktik
kullanılarak engellenmeye çalışılıyordu ki doğal olarak bu da Kongre’ye
yönelik düşünceleri etkiliyordu. Bütün bu güçlüklere rağmen Sivas
Kongresi ancak 4 Eylülde açılabildi. Bununla beraber az önce üzerinde
durduğumuz görüşler çerçevesinde katılım beklenen kadar olmadı ve
üstüne üstlük bu fikirlerden bazıları Manda Sistemi ile beraber
Kongre’de ön plana çıkmış ve şiddetli tartışmalara yol açmıştır.
Alıntıdır
Copyright © ||TürkRuhu.Net.Org||Atatürkçülük,Türkçülük,Türk Kültürü,Türk Tarihi,Türk Dili,Türk Milleti Tüm hakları saklıdır.