1960 hükümet darbesinden sonra hazırlanarak 9 Temmuz 1961'de kabul edilen 1961 Anayasası, 1924 Anayasası'nı yürürlükten kaldırmıştır. 1961 Anayasası, 27 Mayıs askeri müdahalesinin ve bu müdahaleye neden olan koşulların bir ürünüdür. 27 Mayıs öncesinde, Demokrat Parti'nin baskıcı bir rejim kurmaya yönelmesi, din sömürücülğü, Atatürk devrimlerinden verilen ödünler ve bunlara karşı gelişen muhalefet ve gençlik hareketleri 27 Mayıs müdahalesinin en belirgin nedenleri olarak sayılabilir.
1961 Anayasası'nın Hazırlanması ve Kabulü Süreci
1961 Anayasası için öncelikle İstanbul Hukuk Fakültesi ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından ön tasarılar hazırlanmıştır. Bu metinlerin yaklaşımlarındaki önemli farklılıklara karşın her ikiside çoğunluk egemenliğine karşı ve anayasayla düzenlenmiş bir demokrasi anlayışından yanaydılar. [1]
6 Ocak 1961'de açılan Kurucu Meclisin seçtiği Anayasa Komisyonu, "Etüd Metni" olarak İstanbul tasarısını, yardımcı metin olrak da SBF metnini kullanmıştır. Çalışmalarını aralıksız ve hızlandırılmış olarak yürüten Kurucu Meclis, 27 Mayıs 1961'de hazırlanan anayasanın son şeklini kabul ederek görevini tamamlamıştır.
Kurucu Meclis'e ilişkin 157 sayılı yasa, anayasanın halkoyuna sunulmasını öngörmekteydi. Bu halkoylaması öncesindeki propaganda dönemi 1982'dekinden farklı olarak katı yasaklara sahne olmasa da siyasal ortamın bir "hayır" kampanyasına uygun olmadığı açıktır. 9 Temmuz, 1961'de yapılan halkoylamasına %80'i aşan bir katılım olmuştur ve Anayasa %61,5'lik bir çoğunlukla kabul edilmiştir.
1961 Anayasası'nın Esasları
1961 Anayasası 27 Mayıs 1960 öncesi döneme karşı bir tepki anayasası özelliğini taşır. Türk anayasacılık tarihinde ilk defa bu metinde başlangıç metni ve kenar başlıklarına yer verilmiştir. 1961 Anayasası hem yeni hak ve özgürlükler tanımış hem de bunlara ayrıntılı tanım ve güvenceler getirmiştir ve 11. maddesiyle temel hakların ve özgürlüklerin sınırlanmasını zorlaştırmış ve her durumda özlerine dokunulmasını yasaklamıştır.
1961 Anayasası'nda da egemen olarak Türk milleti gösterilmiştir ve temsili demokrasi anlayışı sürdürülmüştür. Yasama organına seçimle gelmenin istisnası olarak kontenjan senatörlüğü ve ve ömür boyu tabi senatör olan MBK üyeleri görülmektedir.
1961 Anayasası ile sosyal devlet ilkesi anayasaya dahil olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan beri devletin benzer bir işlev görmesine karşın sosyal devlet ilkesinin yasada belirtilmesi önemli bir ilerlemedir.
1961 Anayasası'nda yasama yetkisi Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu'ndan oluşan TBMM'ye aittir. Cumhuriyet Senatosu'nda üyelerin çoğunluğu seçimle gelmektedir ancak senatör adaylarının 40 yaşını doldurmuş olması ve yüksek öğrenim görmüş olması şartı aranmıştır. Bunun dışındaki üyeler kontenjan senatörleri (Cumhurbaşkanınca atanan 15 kişi), eski Cumhurbaşkanları ve MBK üyeleridir.
Anayasa, yürütmeyi yetki değil görev olarak nitelendirmiştir. Bu görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu yerine getirmektedir. Yasama ve yürütme arasındaki ilişkilerde yumuşak kuvvetler ayrılığı benimsenmiştir.
Uygulama
1961 Anayasası, demokratikleşme açısından çok büyük bir adım olmuştur ancak uygulandığı döneme demokratikleşmenin yanısıra istikrarsızlık da damgasını vurmuştur.
Bu dönemde çoğunlukçu demokrasi anlayışı aşılmaya çalışılmıştır ancak AP çizgisinin bu anayasaya karşı tutumu uygulamayı güçleştirmiştir. Çift meclisli yapının zorlukları, yürütmenin zayıflatılmış olduğu düşüncesi, yargı kurumlarını üstünlüğünden duyulan bazı rahatsızlıklar, bazı anayasal kurumların sağlanan özgürlükleri fazla bulması gibi sorunlar mevcuttu. Ancak ülkedeki çatışma ortamının varlığında anayasanın tek eksikliği özgürlüklerin genişliği değil, bu durum için olağanüstü halin öngörülmemiş olmasıydı.
12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile 1961 Anayasası da sanık sandalyesine oturtulmuş ve daha sonra yerine oldukça otoriter bir tepki anayasası olan 1982 Anayasası getirilmiştir.
Copyright © ||TürkRuhu.Net ||Atatürkçülük,Türkçülük,Türk Kültürü,Türk Tarihi,Türk Dili,Türk Milleti Tüm hakları saklıdır.