12 Mart Darbesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meydana gelen ikinci askeri darbe eylemidir. 1971 yılında 12 Mart günü saat 13.00'da TRT radyolarından okunan aşağıdaki bildiri ile ilan edilmiştir:
"Parlemento ve Hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu, anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."
1960'lı yılların sonlarında Türkiye'nin çıkmazları yeni bir askeri
müdahalenin ayak seslerini duyurmaya başladı. 1969 seçimlerinden Adalet Partisi
(AP) tek başına iktidar olarak çıktı. Ancak, Demokrat Partililer'in
siyasal haklarının iadesi konusunda çıkan görüş ayrılığı partiden büyük
bir grubun kopmasına neden oldu ve Demokratik Parti adıyla yeni bir
parti kuruldu.
Bu
bölünme hükümetin meclisteki oy oranını düşürürken, zayıf hükümetlerden
yakınan kesimlerin eline de büyük bir koz geçmiş oldu. Bu arada 1960'lı
yılların ortalarında başlayan öğrenci hareketleri 1970'lerin başında
nitelik değiştirmiş, çeşitli gruplar silahlı eylemlere başlamıştı.
Sendikalar için hazırlanan yasa tasarısına karşı 15 -16 Haziran 1970'de
gerçekleştirilen işçi eylemleri de toplumsal huzursuzluğun bir başka
göstergesiydi.
Huzursuzluk,
AP'yi başından beri DP'nin devamı olarak görmüş olan Silahlı Kuvvetleri
de derinden etkiledi. 70'lerin başında, Silahlı Kuvvetler reform
taleplerini yüksek sesle ifade etmeye başladı ve kuvvet komutanlarının
başbakana ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili uyarı mektupları
göndermesi askeri müdahale söylentilerinin yaygınlaşmasına yol açtı.
Bu
arada Silahlı Kuvvetler içinde bir kesim "milli devrimci bir gelişme
stratejisi" benimsedi ve benzerlerine Mısır ve Cezayir'de rastlanan
"sol" bir askeri müdahale arayışına girdi. Bütün bu gelişmeler
karşısında, Başbakan Süleyman Demirel istifa önerilerini sürekli geri
çevirdi ve güvensizlik oyu almadan hükümetten çekilmesinin söz konusu
olmayacağını bildirdi.
Bu
ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst yönetimi hükümete bir muhtıra
verdi ve 12 Mart Muhtırası diye anılan bu müdahaleyle yeni bir döneme
girildi.
Dört imzalı muhtıra
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur
ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu'nun imzasını
taşıyan muhtıra şu maddelerden oluştu:
1- Parlamento
ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi,
kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş,
Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini
kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk
ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike
içine düşürülmüştür.
2-
Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim
ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin,
partilerüstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut
anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir
görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve
inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri
görülmektedir.
3- Bu
husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri
kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve
kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine
almaya kararlıdır. Bilgilerinize.
Demirel istifa etti
Muhtırayı, anayasa ve hukuk devleti anlayışıyla bağdaştırmanın mümkün
olamayacağını belirten Başbakan Demirel hemen istifa ederken,
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ordunun görevini yaptığını, ana muhalefet
partisi CHP lideri İsmet İnönü ise başbakanın istifasının demokratik bir istifa olduğunu söyledi.
Muhtıra
başlangıçta değişik çevrelerce de desteklendi. Ama 12 Martçılar'ın ilk
önemli icraatlarından biri ordu içinde geniş bir tasfiye yapmak ve
"sol" darbe hazırlıkları içinde olduğu söylenen subayları ordudan
çıkartmak oldu. Ardından 1961 Anayasası'nın öngördüğü temel hak ve
özgürlüklere önemli kısıtlamalar getirilen olağanüstü bir ara rejim
dönemine girildi.
Kendisine yeni hükümeti kurma görevi verilen CHP Kocaeli Milletvekili
Nihat Erim, partisinden istifa ettikten sonra, 26 Mart'ya yeni hükümeti
açıkladı. 25 kişilik kabinede 5 AP'li, 3 CHP'li ve 1 de MGP'li üye yer
alırken, kalan 14 bakan TBMM dışından seçildi. Bu arada yasadışı
örgütlerin banka soygunları ve adam kaçırma eylemleri hızla devam
ediyordu.
Hükümet,
26 Nisan'da sol muhalefeti iyice sindirmek amacıyla İstanbul, Ankara ve
İzmir'in de bulunduğu 11 ilde sıkıyönetim ilan etti ve hemen ardından
geniş çaplı tutuklamalar başladı. Sıkıyönetim komutanlıkları çeşitli
derneklerin faaliyetlerini durdururken, bazı gazetelerin yayımına
geçici bir süre için yasak koydu.
Elrom olayı
17 Mayıs'ta İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom'un Mahir
Çayan'ın önderliğini yaptığı Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi adlı
yaşadışı örgüt tarafından kaçırılması ve örgütün, tutuklu arkadaşları
serbest bırakılmadığı takdirde Elrom'un öldürüleceği yolunda açıklama
yapması, hükümetin tavrının iyice sertleşmesine neden oldu.
Olay
üzerine Başbakan Yardımcısı Sadi Koçaş'ın radyoda okuduğu hükümet
bildirisinde, Elrom'un derhal serbest bırakılmaması halinde bu eylemi
düzenleyen örgütle uzaktan yakından ilişkisi bulunan herkesin
tutuklanarak sıkıyönetim komutanlıklarına teslim edileceği, başkonsolos
öldürüldüğü takdirde de idam cezası öngörülen geriye yürütmeli yasalar
çıkarılacağı açıklandı.
Bu
arada güvenlik güçleri yaygın bur tutuklama dalgası başlattı.
Aralarında ülke çapında ünlenmiş gazeteci, sendikacı ve öğretim
görevlisinin de bulunduğu sol görüşlü bir kişi gözaltına alındı.
Kaçırılışın üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Elrom'un izine
rastlanamaması üzerine 23 Mayıs'ta İstanbul'da 15 saat süreyle sokağa
çıkma yasağı kondu.
Aynı
gün Elrom, Nişantaşı'nda bir evde şakağına üç kurşun sıkılarak
öldürülmüş halde bulundu. 27 Mayıs'ta olayla ilgisi oldukları açıklanan
4 kişi gözaltına alındı. 30 Mayıs'ta ise Elrom'un kaçırılarak
öldürülmesi olayına karıştıkları gerekçesiyle aranan Mahir Çayan ve
Hüseyin Cevahir'in bir binbaşının kızını rehin alarak sığındıkları
İstanbul Maltepe'deki ev kuşatma altına alındı.
Operasyonlar
Bu arada yine Elrom olayıyla ilgili olarak aranan Cihan Alptekin ve
Tayfun Cinemre Tekirdağ'da yakalandı. 31 Mayıs'ta da Adıyaman'daki
Nurhak Dağı'nda güvenlik güçleriyle çatışmaya giren 6 eylemciden Sinan
Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan öldürülürken, biri kaçtı, öteki
iki eğlemci sağ olarak ele geçirildi.
Güvenlik
güçleri 1 Haziran'da Maltepe'deki eve operasyon düzenledi. Hüseyin
Cevahir öldürülürken, Mahir Çayan yaralı olarak yakalandı. Rehine
olarak tutulan Sibel Erkan sağ olarak kurtarıldı. 16 Temmuz'da Deniz
Gezmiş ve arkadaşlarının, 16 Ağustos'ta da Mahir Çayan ve
arkadaşlarının yargılanmasına başlandı.
9
Ekim'de Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşı idama mahkum olurken, 30 Kasım'da
Mahir Çayan ve 4 arkadaşı tutuklu bulundukları Maltepe Askeri Ceza ve
Tutukevi'nden tünel kazarak firar ettiler. Bu arada 20 Eylül'de temel
hak ve özgürlüklere büyük kısıtlamalar getiren anayasa değişiklikleri
benimsendi.
3
Aralık'ta aralarında Başbakan Yardımcısı Sadri Koçaş ve Atilla
Karaosmanoğlu'nun da bulunduğu 11 bakan "kalkınma hamlesini ve
reformları Atatürkçü bir görüşle gerçekleştirme olanağı kalmadığı
inancıyla" hükümetten istifa etti. Bu istifalar 1. Erim hükümetinin
sonunu getirdi. Yeniden Başbakanlık görevine getirilen Erim, 11
Aralık'ta yeni bakanlar kurulu listesini açıkladı.
İdamlara onay
10 Ocak 1972'de Askeri Yargıtay; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin
İnan'ın idam kararını onayladı. 19 Şubat'ta İstanbul Fındıkzade ve
Arnavutköy'de düzenlenen operasyonlar sonucunda Mahir Çayan'la birlikte
firar edenlerden Ziya Yılmaz yaralı olarak yakalandı. Ulaş Bardakçı
öldürüldü.
27
Mart'ta Ordu'nun Ünye ilçesindeki NATO Hava Üssü'nde görevli 3 İngiliz
teknisyen Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırıldı. Güvenlik
güçleri 30 Mart'ta eylemcilerin Niksar'ın Kızıldere köyünde
saklandıkları eve operasyon düzenleyip, aralarında Çayan'ın da
bulunduğu 10 eylemciyi ölü, Ertuğrul Kürkçü'yü de sağ olarak ele
geçirdi.
Çatışma
sırasında İngiliz teknisyenler de öldü. Kızıldere operasyonundan sonra
güvenlik güçleri yurt çapında duruma hakim oldu ve bu arada Deniz
Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs'ta idam edildi. 12 Mart ara
rejimi, Erim'den sonra Ferit Melen hükümetiyle devam etti.
Bu
arada genelkurmay başkanlığını devralıp cumhurbaşkanı seçilebilmek için
bu görevinden istifa eden Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı olma girişimi
sonuçsuz kalınca 12 Martçılar ilk büyük darbeyi aldılar.
Fahri Korutürk'ün
cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra başbakanlığa atanan Naim Talu ülkeyi
seçimlere götürdü ve 14 Ekim 1973 seçimleriyle birlikte, partilerüstü
hükümetlerle yürütülen 12 Mart ara rejimi sona erdi.
Alıntıdır
Copyright © ||TürkRuhu.Net ||Atatürkçülük,Türkçülük,Türk Kültürü,Türk Tarihi,Türk Dili,Türk Milleti Tüm hakları saklıdır.